2025 yılına hızlıca geldiğimizde, kendimizi bambaşka bir teknolojik devrimin ortasında buluyoruz. Yapay zekâ, Nesnelerin İnterneti, blokzincir, Metaverse, Büyük Veri, siber güvenlik ve sanal gerçeklik gibi kavramlar artık sıradan terimler hâline gelmiş durumda.
Teknolojik ilerlemelerin bir kez daha medeniyet üzerinde derin etkiler oluşturduğu bir dönemdeyiz; ancak bu kez, durumu farklı kılan çok önemli bir unsur bulunmaktadır.
Tarihsel olarak, Avrupa toplumu teknolojideki büyük çaplı ilerlemelere yabancı değildir. Tarım ve Sanayi Devrimlerini ele alacak olursak, her ikisi de toplumların işleyiş biçimini köklü şekilde değiştiren büyük teknolojik yenilikler getirmiştir. Üretim kapasitesinin önemli ölçüde artması sayesinde nüfuslar gelişmiş, yaşam standartları da buna bağlı olarak yükselmiştir.
Bilişsel Gücün Katlanarak Artması
2025 yılına hızlıca geldiğimizde, kendimizi bambaşka bir teknolojik devrimin ortasında buluyoruz. Yapay zekâ, Nesnelerin İnterneti, blokzincir, Metaverse, Büyük Veri, siber güvenlik ve sanal gerçeklik gibi kavramlar artık sıradan terimler hâline gelmiş durumda.
Yine, ilerlemelerin uygarlık üzerinde derin etkiler yarattığı bir dönemdeyiz; ancak bu kez çok önemli bir farkla: Tarım ve sanayi devrimleri, insan gücünün fiziksel sınırlarını sınırsız enerji kapasitesiyle aşarken; günümüzün dijital devrimi, beyin gücümüzün kapasitesini katlayacak sayısız çözüm ve kavram sunmaktadır.
Verimlilik, Üretkenlik ve Bağlantıda Yeni Ufuklar
Mevcut dijital devrimi heyecan verici olmayan bir şekilde tanımlamak büyük bir yanlış olur. Olasılıklar sınırsız; kuantum bilişimden beyin-bilgisayar arayüzlerine (BCI) kadar, bir zamanlar hayal bile edilemeyenler hızla gerçeğe dönüşüyor. Otomasyonda yeni zirvelere ulaşıyoruz ve her gün dünyamıza yeni kavramlar ve fikirler akın ediyor.
Dijitalleşme, yaşlanan nüfuslara tele-tıp, akıllı evler ve sosyal bağlantılılık aracılığıyla destek sağlıyor; enerji fiyatlarının fırladığı bir dönemde ise akıllı sayaçlar, enerji yönetim sistemleri, yenilenebilir enerji entegrasyonu gibi çözümler sunuyor. Hangi sektör ya da toplumsal alan olursa olsun, dijital dönüşüm verimlilik ve bağlantılılık açısından daha önce hiç görülmemiş bir gelişim sağlıyor.
Dijital Dönüşümün Bedeli
Ancak, bu yeni ve heyecan verici gerçeklikle birlikte, daha önce hiç deneyimlemediğimiz riskler de ortaya çıkmakta ve toplumsal sistemlerimizi tehdit etmektedir. Kritik altyapılarımızın sağlam kalmasını sağlamak için, gelecekteki teknolojik gelişmeleri öngörmeli ve bu yeni fikirler gerçeğe dönüşmeden önce, henüz karşılaşmadığımız riskleri azaltacak çözümler üretmek için hızlı hareket etmeliyiz. İş işten geçmeden harekete geçmeliyiz!
Dijital dönüşümün bu aşamasının yarattığı tehditleri değerlendirirken, “bağımlılık” ve “müptelalık” kavramları kritik önemdedir. Günümüz gerçeklerine baktığımızda, dijital dünyaya olan bağımlılığımızın bir bedeli olduğunu görmekteyiz. Dijital teknolojiye olan bağımlılığımız bir tür alışkanlık, hatta bağımlılık haline mi geldi? Toplumlarımız artık bu dijital “uyarıcılardan” yoksun işlev göremez hale mi geldi?
Sınırlı bakış açısı riski
Sosyal medya, bunun mükemmel bir örneğini sunmaktadır. Günümüzde dünya, beğeni, yorum ve paylaşımlardan dopamin alarak telefon ekranlarına yapışmış toplumlardan oluşuyor; sürekli yeni içerik beklentisiyle sayfaları kaydırıyor ve yeniliyor. Ancak yine sormamız gereken soru şu: Bu bağımlılığın bedeli nedir?
Sosyal medya odaklı topluma geçiş, bilgi balonları ve yankı odaları yaratmıştır; algoritmalar mevcut inançları pekiştirirken, kullanıcıları farklı bakış açılarından izole etmektedir. Bu durum kutuplaşmayı ve yanlış bilgilerin yayılmasını beraberinde getirir. Ayrıca, gerçekçi ama sahte içerik üreten deepfake teknolojisi, kamuoyunu manipüle etme, itibar zedeleme ve kimlik hırsızlığı gibi tehditler oluşturur.
Bu faktörler birlikte, bilgi kaynaklarına olan güvenin azalmasına yol açmakta; medya, kurumlar ve kişisel ilişkilerdeki güveni zedelemektedir. Bu risklerle başa çıkmak için farkındalığın artırılması, erken yaşlardan itibaren tehlikeler hakkında eğitim verilmesi, gelişmiş tespit teknolojilerinin kullanılması ve güncellenmiş yasal çerçevelerin oluşturulması gerekmektedir. Hayatta kalmamızı sağlamak için şimdi harekete geçmeliyiz.
Avrupa’nın Dijital Egemenliğinin Azalması
Toplumlarımızı tehdit eden tek unsur sosyal medya değildir. Jeopolitik gerilimlerin yüksek olduğu bir dönemde, Avrupa’nın küresel teknoloji alanında ABD ve Çin gibi süper güçlere olan stratejik bağımlılıkları önemli riskler doğurmaktadır. Avrupa giderek daha savunmasız hale gelmiş; ticaret savaşları veya siyasi anlaşmazlıkların kritik teknolojilerin tedarikini kesintiye uğratma tehdidi artık sadece varsayımsal olmaktan çıkmıştır.
Avrupa’nın teknolojik egemenliği zayıflamakta, kendi altyapımızı ve yeniliklerimizi kontrol etme yeteneğimiz kısıtlanmaktadır. Avrupa dışı teknoloji şirketlerine yönelik yaptırımlar veya kısıtlamalar da Avrupa sanayilerini olumsuz etkileyebilir; kritik altyapı ve savunma teknolojilerine yönelik casusluk ve siber saldırı riski artmaktadır. Avrupa’nın özerkliğini korumak ve sağlam, güvenilir bir teknolojik gelecek sağlamak için derhal harekete geçmemiz gerekmektedir.
Uydu Sistemlerine Giderek Artan Bağımlılık
Dijital devrim yaygınlaştıkça, iletişim, navigasyon, askeri operasyonlar, hava durumu tahmini ve daha birçok alanda uydu altyapısına olan bağımlılığımız katlanarak artmıştır. Dünya yörüngesindeki yoğunluk sınırlarına yaklaşmakta ve bu kalabalık yörüngesel ortam, uydu ağlarının güvenliği ve sürdürülebilirliğini tehlikeye atmaktadır. Ülkelerin ve özel kuruluşların daha fazla uydu fırlatma olasılığı kaçınılmaz olduğundan, uluslararası çatışmaların önlenmesi ve uzay faaliyetlerinin uzun vadeli devamlılığının sağlanması için koordinasyon ve düzenlemeler hayati önem taşımaktadır.
Ancak tehditler sadece uydu yörüngesindeki yoğunluktan ibaret değildir. Statista’nın yakın tarihli bir raporuna göre, geçen yıl itibarıyla dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisi, yani 5,44 milyar insan internete bağlıdır. Yüksek hızlı internet ve gelişmiş iletişim teknolojilerine olan bağımlılığımız ve talebimiz arttıkça, uydu altyapısı üzerindeki yük de büyümektedir. Uygun yönetim ve yenilikçi çözümler olmadan, bağlantı ve kritik hizmetlerde aksaklıklar yaşanabilir. Bu sorunların çözümü için, yörüngesel alanın verimli kullanımı ve uydu operasyonlarının geleceğinin güvence altına alınması amacıyla sürdürülebilir uzay politikaları ve teknolojiler geliştirmek için küresel iş birliği gerekmektedir.
Merkezi Olmayan Para Sistemleri
Bitcoin ve diğer kripto paraların popülaritesinin artmasıyla birlikte dijital dönüşümün riskleri de gün yüzüne çıkmaktadır. Geleneksel finansal sistemler, aracılara olan güvene büyük ölçüde dayanırken, kripto paralar bu ihtiyacı ortadan kaldırmayı hedefleyerek taraflar arasında doğrudan işlem yapılmasını sağlayan kriptografik kanıtlar kullanmaktadır. Ancak, bankaların sağladığı güvenlik ağı bulunmadığından, bu sanal paralara yatırım yapanlar için bir koruma mekanizması mevcut değildir. Bu para birimlerinin merkeziyetsiz yapısı, kaybolan fonların geri alınmasını zorlaştırmakta ve düzenleyici eksiklikler yatırımcıları savunmasız bırakmaktadır. Dijital gelişmeleri benimserken, hem bireysel yatırımcıları hem de genel ekonomik istikrarı koruyacak gerekli önlemleri nasıl sağlayabiliriz?
Mevzuat Belirsizliği
Dünya genelindeki hükümetler, hızlı dijital dönüşümün getirdiği zorluklarla mücadele etmektedir. Teknolojik gelişmelerin hızlı temposu, düzenleyici kurumların bu değişime ayak uydurma kapasitesini aşmış; hangi kanun ve yönergelerin uygulanacağı konusunda belirsizlik yaratmıştır. Bu belirsizlik, dijitalleşmenin faydalarının yetersiz ya da aşırı kısıtlayıcı düzenlemeler nedeniyle engellenebileceği riskli bir ortam oluşturmaktadır. Karar alıcıların, vatandaşları, işletmeleri ve altyapıyı koruyacak gerekli önlemleri alırken aynı zamanda yeniliği teşvik etme arasında denge kurmaları gerekmektedir. Net düzenlemeler olmadan dijital yol haritası belirsizliğini koruyacak ve dijitalleşmenin tüm faydalarının tam olarak gerçekleşmesi riske girecektir.
Erken Uyarı, Güçlü Savunma: Dijital Tehditlere Karşı Önlemler
Dijital gelişmeler kalıcıdır ve topluma büyük faydalar sunmaya devam edecektir. Bu sürekli evrilen dijital dönüşüm sürecinde kendimize şu soruları sormamız gerekir: Bu ilerlemeleri hangi bedellerle kabul ediyoruz? Dijital bağımlılığımızın beraberinde getirdiği riskleri azaltmak için hangi önlemleri almalıyız? Ve düzenleyici belirsizlik dönemini nasıl yöneteceğiz?
Horizon dergisinin bu sayısında, farklı sektörlerdeki en son yenilikleri ve teknolojileri, sonsuz hayranlık uyandıran olanaklarıyla birlikte ele alıyoruz. Ayrıca dijital bağımlılığımızın bize verdiği olası zararları, karşı karşıya olduğumuz riskleri ve gerçeklikleri inceleyerek dijital alanda güvenli bir şekilde ilerlememizi sağlamayı amaçlıyoruz.
HORIZON Risk Thought >> Fast Forward
Günümüz risk ortamının karmaşıklığı hızla değişmekte ve risk yönetimini daha da zorlu hale getirmektedir. HORIZON’u önce basılı bir yayın olarak, şimdi de devam eden dönüşümlerle ilgili en son bilgileri paylaşmak için bir platform olarak oluşturduk. Risk uzmanlarımız geleceğin zorluklarına ışık tutmak için uzmanlıklarını ve bilgilerini sunmaya devam edecekler.
